Konfüçyüs tarafından anlatılan en yaygın hikâyeye göre, ipek yolunun geçmişi M.Ö. 2640 yılına kadar uzanır. Çin İmparatoru Hoangti'nin saray bahçesinde bir tırtılın dut yaprağı yediğini ve bir koza ördüğünü görür. İmparator, bu tırtılı ve kozayı inceleme görevini kraliçeye verir. Kraliçe, çay fincanına düşerek yumuşayan kozadan ipek ipliği elde edilebildiğini keşfeder ve böylece ipeğin günümüze kadar uzanan serüveni başlar.
Çin'in uzun yıllar boyunca bir sır olarak sakladığı ipek, liflerin kraliçesi olarak kabul edilmiş ve altından daha değerli görülmüştür. Batı dünyasının bu sırrı çözmesiyle birlikte, Çin'den başlayarak Anadolu ve Akdeniz üzerinden Avrupa'ya uzanan, dünyaca ünlü ticaret yolu İpek Yolu kurulmuştur. Böylece Anadolu, her türlü güzelliğin yanı sıra ipek için de bir cennet hâline gelmiştir.
Anadolu'daki bu ticari faaliyeti canlı tutmak ve güvenliği sağlamak amacıyla Selçuklular, bu yollar üzerinde 11 kervansaray inşa etmiştir.
16. yüzyılda Anadolu, ipek ve ipek ürünleri açısından altın çağını yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim döneminde, halkı ipekböcekçiliğine yönlendiren politikalar izlenmiştir.
Anadolu'da üretilen ipek kumaşlar dünyanın birçok ülkesinden talep görmüştür. Sultan Abdülmecit döneminde ise saray mensuplarının ve Osmanlı halkının gösterişli, ağır kıyafetler giyme arzusunun etkisiyle ipek dokumacılığı çeşitlenmiş ve ipek kumaşlar dokunmuştur.
O zamandan bu yana pek çok şey değişmiş olsa da gerçek ipek üretiminin mirasçısı Mert İpek, İpek Yolu'nun son durağı Birgi'de bu mirası yaşatmaya devam etmektedir.
İpek üretimindeki liderliğini sürdüren Mert İpek, geleneksel el sanatlarına olan bağlılığını modern üretim tekniklerine yaptığı yatırımlarla birleştirerek ipek tutkunlarının beğenisini kazanmaya devam etmektedir. Kalite, zarafet ve gelenek, Mert İpek'in temel değerleridir ve bu değerlerin her biri ürünlerimize işlenmektedir.